İlk bakışta birbirine çok uzak görülen fakat toplam kalite bazında en kısır zamanlarını yaşayan insanlık aleminde belki de yan yana çokça düşünülmesi gereken iki kavram: Mimarlık ve Ahlâk.

Mesleki şovenizmden ve temelsiz önem atıflarından bağımsız olarak mimarlık gerçekten, insanlığın birincil meselesi olabilir mi? Bütünüyle soyut bir olgu olarak ahlâk, bünyesinde farklı soyutlamaları ihtiva etse de doğrudan doğruya somut bir gerçekliğe, bilgiye ve veriler bütününe istinad eden mimarlık disipliniyle nasıl ilişkilendirilebilir?

Yaşanılan dünyanın bilinmezliklerini deşifre edebilmek için, yine aynı dünyanın en ilkelinden en kompleksine kadar tüm belirleyicileri, hamâsete ve romantizme hiçbir şekliyle tevessül etmeden ele alınmalıdır. Hiç şüphe yok ki yaşadığımız dünyanın belirleyicilik kaynağı seküler bilgidir. Yani hiçbir tanrısallığı ya da herhangi bir tinselliği meşru bir zemine oturtmak istemeyen, bunları asla belirleyici ve tayin edici görmeyen bir zihin dünyası… Maddeyi ve somut gerçeklikleri mutlaklaştıran bir “meşruiyet kaynağı” olarak seküler bilgi, nasıl olacak da bu dünyayı var eden tüm disiplinlerin ve tüm işleyişlerin muhtevasına “ahlâki” olanı eklemleyecek, vicdani olanı ne şekilde ve nasıl idealize edecek?

Ahlâki ve vicdani olanın kanuni, geçer akçe ve tercih sebebi olmayabildiği bir hukuk, iktisat ve siyaset düzeninin oluşturduğu bir toplumsallık, yaşamının her anında ve ihtiyaç hissettiği her ortamda ahlâk talebinde olması gereken bir varlık olan insanı nasıl inşa edecek? Eğer muhatabımız insan ise ve bu dünyada her şey insanın biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarına göre tanzim edilmiş ise bütün bu ihtiyaçların karşılanması sırasında yaşanması muhtemel olumsuzlukların müeyyidesini ahlâk ve vicdan talebi olan insanı inşa edemeyen toplumsallık nasıl ve ne şekilde tayin edecek?

İnsanın bu dünyada kendisini var ederken ihtiyaç duyduğu sürekli ve süreksiz enstrümanların önemli bir kısmının failleri mimarlardır. İnsan bu dünyaya gelirken de, bu dünyadan giderken de bir hacmin içerisindedir. Bu yüzden evet mimarlık insanlığın birincil meselesidir. Bunu, bir mimarın gururlanma ifadesi olarak değil ahlâki endişeleri olmayan bir mimarlığın insanlığa nelere mâl olabileceği düşüncesinin ifadesi olarak görmek gerekir. İnsanın kent, zaman ve mekan ile olan ilişkisi gayrı ihtiyaridir. Bundan dolayıdır ki mimarlık toplumsallığın göbeğindedir. Dolayısıyla yukarıda özelliklerini belirttiğim toplumsallığın kalibresi neyse, o toplumsallıktaki kültür, sanat ve mimarlık ortamının kalibresi de odur.

Tutarsızlıklarla, derin çelişkilerle, pragmatizmle oportünizmle makyavelizmle kaim olan, taşralılığı ve görgüsüzlüğü içselleştirmiş bir toplumsallık ne kadim şehirlerin üzerine kabus gibi çökebilen bir mimarlık anlayışının endişesini taşıyabilir ne de bu ilkel anlayışla oluşturulan şehirlerin merkezi ve yerel yönetimlerine tepkisellik oluşturabilir.

Son söz olarak unutulmamalıdır ki ahlâk, toplumsal bir varoluş iddiasıdır. Çünkü bir toprak parçasının yaşanmazlaştırılması ancak ve ancak ahlâki kaygılarını bütünüyle kaybetmeye yüz tutmuş  toplumsallıkla mümkün olabilir.

 

Mimar Fatih KANPARA

 

 

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.