“Abi inşaat bir balondu ve patladı.”

Memleketin önde gelen mimarlık fakültelerinin birinden mezun genç ve işsiz bir meslektaşıma ait bu cümle. İ.T.Ü. Mimarlık, nam-ı diğer TAŞKIŞLA…

Vedat Dalokay, Doğan Kuban, Hayati Tabanlıoğlu, Doğan Tekeli, Sami Sisa, Metin Hepgüler, Behruz Çinici, Altuğ Çinici, Zeynep Ahunbay ve Han Tümertekin gibi mimarlık akademyası ve mimarlık üretimi için önemli isimleri bünyesinden çıkartabilmiş Taşkışla’nın görünen o ki bugünkü mezunları da mevcut piyasa koşullarından fazlasıyla etkilenmiş durumda.

 

“Mimarlığı çok bilinçli bir şekilde yazmadım, yani çocukluğumdan beri çizime kabiliyetim vardı gibi bir durum söz konusu değil. Ama mimarlık tahsili gerçekten çok zor abi. Günlerce uykusuz kalmak, teslim zamanlarında konsantrasyon haplarıyla ayakta durmak, masanın başında saatlerce çizim yapmak, bunun yanı sıra hocalarımızın egoları ve zaten pahalı bir şehirde ve sahiden çok masraflı bir bölümde okumak… En nihayetinde köle arayan, saygısız ve hadsiz mimarlık bürolarıyla muhatap olmak, haftanın üç günü bir barda  part-time çalışmak zorunda kalmak, iki-üç gün yüksek lisans derslerine odaklanmak ve bana geri kalan haftanın bir gününü de İstanbul’un yaşam koşullarıyla cedelleşerek geçirmek zorunda olmak…” diyor genç meslektaşım ve ekliyor “Bir mekanda arkadaşlarla oturduğumuzda, muhabbetin onuncu dakikasında herkesin yüzü düşüyor. Koca mimar adam dersin ama bir kahvenin hesabı bile moralimizi bozmaya yetiyor.”

 

Ne olacak bu memleketin hali kıvamında bir konformizme tenezzül etmeden ciddi bir sorgulamaya ihtiyacımız var. Hesaplaşmalara ve çözümlemelere ihtiyacımız var. Bu yakınmaların sahibi genç mimarın uğradığı haksızlığı gerçekten düşünmemiz gerekiyor. 17 yaşında bir delikanlı canla başla çalıştığı bir sınavın neticesinde ortalamanın epey üzerinde bir okulda mimarlık tahsili yapıyor: Bu tahsil sürecinde fizyolojik, psikolojik ve mâli bir çok bedeli ödüyor. Bin bir hayalle girdiği mimarlık fakültesinden mezun olur olmaz, mimariyi, “iç mimari” ve “dış mimari” diye kategorize eden bir toplumsal kültürün ve o toplumsal kültürün tezahürü harc-ı âlem projeciliğin, fasonluğun ve mimarlık adına en ufak endişe taşımamanın tabiat olduğu bir mimarlık ortamının göbeğinde buluyor kendini bu genç adam. Üniversite öncesindeki tüm eğitim hayatı boyunca yaşadığı mütemadi stres nöbetlerini ve gelecek planlaması içerisinde omuzlaması gereken sorumlulukların verdiği ağır yükün açtığı tahribatı saymıyorum bile.

İlmi çalışmalar yapmak için, sanat icra etmek için, insani ve estetik kaygıları var etmek için yaşayanların dünyasından, her daim yaşamak için bilimle ve sanatla parazitik ilişki kuran, görgüsüzlüğü ve pragmatizmi yaşam biçimi haline getirenlerin dünyasına iyiden iyiye evrilmiş bulunmaktayız. Evrildiğimiz dünyanın adı MODERN DİKTATÖRLÜK. Bu dünyayı var eden tüm disiplinlerin tamamına nüfuz etmiş bir diktatörlük bu. Sorgulanamaz ve hesaplaşılması düşünülemez ön kabullerle yaşamaya zorluyor bizi bu diktatörlük. Başka bir yazıda bunu tafsilatıyla izah etmek isterim lakin şimdilik sadece şunu belirteyim: Bu diktatörlüğün mimariye sirayetinin ete kemiğe bürünmüş hali yukarıda bahsettiğim genç meslektaşımdır: Kendisinin BALON olarak nitelediği İNŞAAT disiplininin sorgulanamaz gerçeklik zeminini de bu diktatörlük belirliyor. İyi bir fakülteden mezun olmuş ve kendini geliştirmeye gayret eden bir mimar olabilirsin; aynı zamanda yetenekli ve yabancı dil bilen biri de olabilirsin; bunun yanı sıra dünyaya ve ötesine dair entelektüel arka plan oluşturmaya da çalışabilirsin: Ne olursan ol, ne yaparsan yap, kaliten ve kalibren ne olursa olsun; ben seni, mimarlığı estetik kaygılar bütünü olarak değil gayrımenkul zengini görgüsüz müteahhitlerin YAP VE SAT diyalektiği olarak gören “mimarlarla” ve o “mimarların” karın tokluğuna tekabül eden rezil ve haysiyetsiz iş tekliflerine muhatap edeceğim diyor bu genç mimara MODERN DİKTATÖRLÜK.

 

Yazının tamamında yoğun karanlık bir portre çizdiğimin farkındayım ama şunu herkes bilsin ki artık konforlu alanlarımızı terk edip derinlikli çözümlemeler ve hesaplaşmalar yapmadan bu dünyayı her haliyle iyi bir yer yapamayacağız.

5 YORUMLAR

  1. Yeni mezun bir mimarım. Yazdıklarınızı yaşadığım şeylerle karşılaştırdım. Ülkenin ve özellikle meslekteki vahim durumları birebir yaşıyorum. Düzeltmek için ne yapmak lazım bilmiyorum. İnşallah her meslek hak ettiği değeri alır.

  2. Fatih bey yazınızı okudum. Gayet başarılı ancak uzun cümleleriniz ve eski türkçe kelimeleriniz anlaşılırlığı etkiliyor. Onların haricinde meramını anlatan güzel bir yazı. Tebrik ederim

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.