Home / İNŞAAT HABERLERİ / İmar Yetkisi Belediyeden Alınmalı

İmar Yetkisi Belediyeden Alınmalı

Mimarlık Haftası etkinliklerinin “İnşaat Mühendisleriyle Mimarlık” konulu 6. oturumunda, mimar ve mühendislerin aynı dili konuşmasının önemi vurgulandı. Oturumda dikkat çekici bir öneride bulunan inşaat mühendisi ve yazar Yaşar Yılmaz, “Türkiye’de asıl facianın farkında değiliz” diyerek, imar yetkisinin belediyelerden alınması gerektiğini savundu.

Yapı-Endüstri Merkezi (YEM) tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen Mimarlık Haftası etkinliklerinin üçüncü gününde mimarlık, mühendislerle masaya yatırıldı.

Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık Kurucu Ortağı Hasan Çalışlar’ın moderatörlüğünü yaptığı “İnşaat Mühendisleriyle Mimarlık” başlıklı oturuma, İTÜ Mimarlık Fakültesi Yapı ve Deprem Mühendisliği Birimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Cem Çelik, İz Mühendislik / Yeditepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Selçuk İz, İnşaat Mühendisi-Yazar Yaşar Yılmaz ve YBT Yapısal Tasarım Hizmetleri Kurucusu Yusuf B. Tımbır konuşmacı olarak katıldı. 

Mimarlar ve mühendisler arasında çekişme olduğu iddialarını sorgulayarak oturumu başlatan Hasan Çalışlar “Eskiden mimar ve mühendis aynı kişiydi, çelik icat edildi ve farklı meslekler ortaya çıktı” dedi. Çalışlar daha sonra Yaşar Yılmaz’a, mekan bilgisi yeteneklerini artırılmaları için genç mühendisle ne gibi önerilerde bulunabileceğini sordu.

Yılmaz: Mühendislik tarihinin temelleri Anadolu’da atıldı

Bugün kullandığımız modern mühendislik sisteminin Roma dönemi mühendisliğine dayandığını, bunun da Doğu Roma ile bize aktarıldığını belirten Yaşar Yılmaz, Anadolu’nun mimarlık ve mühendislik tarihi açısından çok zengin olduğunu vurguladı. Modern kentin temellerinin Çatalhöyük‘te atıldığını söyleyen Yılmaz, daha sonra Hitit mühendisliğine ve mimarlığına değinerek, “Hattuşa‘ya gidin ve kendi mesleğiniz çerçevesinde inceleyin. Akropol ve iç kale sisteminin ilk temelleri burada atılmıştır.” dedi. Üçüncü olarak, Hippodamos’un ızgara planı ilk uyguladığı Milet ve Priene kentlerini örnek veren Yılmaz, “Mimar ve mühendisler olarak öyle zengin bir geçmişe sahipsiniz ki. İsimler değişir ama esas olan o coğrafyanın mühendislik ve mimarlık tarihidir.” şeklinde konuştu.

 

Bugüne kadar dünyada kendisini en çok etkileyen eserlerin Priene’deki meclis binası, Mostar Köprüsü ve Aya Sofya olduğunu ifade eden Yaşar Yılmaz, yerelden evrensele çıkacak bir çalışma yapabilmek için Anadolu’nun zengin kültürünü bilmenin gereğini vurguladı. İyi bir mimarın uluslararası düzeyde şahsiyetli bir proje üretmesi için geçmişi ve günümüz modern teknolojisini bilmesinin önemli olduğunu ekledi. Ulus inşa edilirken Anadolu mimarlığından koptuğumuza dikkat çeken Yaşar Yılmaz, öğrencilere son olarak şu öğütte bulundu: “Mimarlık öyle bir kültür ki Hititlerden alırsınız ve süresiz kullanırsınız. Tarih bilinci önemli, müzelere gidin, orada çizimler yapın.”

Tımbır: Mimar mühendise tasarım için pay bırakmalı

Daha sonra sözü Yusuf B. Tımbır‘a veren Çalışlar, kendisinden; inşaat mühendisi, statikçi, çelikçi ve betonarmecinin tanımlarını yapmasını istedi. İnşaat mühedisliğinin (İngilizce karşılığı ile civil engineering’in) insana değen her şeyi kapsadığını ifade eden Tımbır; zemin yapıları, kuleler, bağıl duvarlar, tüneller gibi pek çok yapının inşaat mühendisliğinin hizmeti alanına girdiğini ekledi. Bunların bir kısmının bağımsız ve yoğun mühendislik çalışması ile üretilen ve mimarlığın müdahale etmek istemediği yapılar olduğunu dile getiren Tımbır, işlevlerin ağır bastığı, insan kullanımının ön planda olduğu yapılarda ise mimarlıkla iç içe olduklarını belirtti. Tımbır, bu noktada yapı mühendisinin bu gereklilikleri içselleştirmiş olması gerektiğini vurguladı.

 

Bu sene meslekteki 36. yılı olduğunu söyleyen Tımbır, öğrenciyken ucundan yetiştiği dönemde, yapının elemanter olarak (kiriş, kolon ayrı) çözüldüğünü; cetvel ve hesap makinesiyle çalışan mühendislere ise statikçi denildiğini belirtti. Statikçiden çıkan bilgilerin betonarme hesaplarını yapana betonarmeci, o dönemde tamamen yabancı bir şey olan ve genelde ofis dışında çözülen çelik hesaplarını ise çelikçinin hazırladığını ekleyen Tımbır, sözlerini şöyle sürdürdü: “Artık elemanter mühendislik bitti, yapının davranışını ortaya çıkaran davranışsal mühendislik dönemi başladı. Buna adapte olan mühendisler mimarla bir araya geldiğinde onu anlayabiliyor. İyi bir mühendis mekana girdiğinde işe yaramayan parçaları görür, gerçekten tektonik olan öğeleri gösterir. Bu anlamda mimarın mühendise tasarım için pay bırakması gerek. Mühendise hesap makinesiymiş gibi bakarsanız çözümsüzlük yaşanabilir.”

Tımbır’ın öğrencilere verdiği öğütler ise şunlar oldu: “İnşaat mühendisi tasarımını yaparken birtakım formüllere bağlı kalmak durumunda. Mühendisin tasarım yapabilmesi için bu kavramın üzerine kafa yorması lazım. Neyi neden yaptığınızı irdelemelisiniz. Bilgi sahibi olmayan insandan fikir çıkmaz. Önce bilgili olmalı, sonra yeteneklerinizi geliştirmelisiniz. Yazılımı araç olarak kullanmazsanız, yeteneğinizi köreltir, sizi atıl hale getirir.”  

Çelik: İnşaat mühendisine hesaplayıcı ya da analizci gözüyle bakıldığında, bunun çıktısı hüsrandır

Hasan Çalışlar’ın Oğuz Cem Çelik‘e yönelttiği sorular ise, “Yazılım yeteneği köreltir mi? En ekonomik çözümlerinz yarışmalardan çıktığını görüyoruz. Sizce en mühendisçe çözüm nasıl elde edilir?” oldu. Uzun zamandır bu konuları konuşmak için beklediğini ifade eden Oğuz Cem Çelik, İTÜ İnşaat Mühendisliği’nden mezun olduğundan bu yana aynı üniversitenin Mimarlık fakültesinde çalıştığını, dolayısıyla arkadaşlarının %90’ının mimar olduğunu söyledi. İnşaat mühendisliğinin çok genel bir kavram olduğunu, çoğunlukla bina ve köprü yaptıkları için aslında yaptıkları şeyin yapı mühendisliği olduğunu belirten Çelik, “Köprüler en ağır sorumluluk. 1992’den günümüze ülkemizde yıkıcı depremlerin ortaya çıkardığı huzursuzluk malum. Bunun için yanınızda mutlaka bir sismolog olması lazım. Türkiye’deki deprem yönetmeliği dünyadaki en etkin yönetmeliklerin başında gelir, şu anda da 2016 taslağı masada. Durum gerçekten korkutucu düzeyde kötü. İTÜ İnşaat Mühendisliği kürsüsü, mimarların mühendislere ihtiyacı olduğu inancıyla 73 yıl önce kurulmuş. Sonuçta, herhangi bir yapının taşıyıcı sistemi bizi hiçbir zaman tek bir matematiksel sisteme götürmez. Mimar ve mühendis sürecin en başında bir araya geldiğinde daha yaratıcı çözümler elde ediliyor.” dedi.

Çelik, yazılımın yeteneği köreltmesiyle ilgili soruyu ise şöyle yanıtladı: “Yazılımları iyi kullandığınızda çok yardımcı olduklarını düşünüyorum. Öğrenciliğimde yaklaşık olarak elde ettiğimiz hesapları bugün çok rahat elde edip, modelleyebiliyoruz. Daha önce yapılamayan işlemlere hızlıca ulaşabilir, revizyonlarınızı yapabilirsiniz. Tabi aşırı zararlı oldukları durumlar da var; 1 milyon sayfa çıktı alıp ne yapacağını bilemeyen mühendisler gibi.”

Çelik, son olarak şu tespitte bulundu: “İnşaat mühendisine hesaplayıcı ya da yapısal analizci gözüyle bakıldığında, bunun çıktısı maalesef hüsrandır. Öncelikle yapısal sistemi doğru kurgulamalı, modellemeli ve yorumlamalı. Bu da ofisteki deneyimli kişilerle ve danışmanlarla yapılabilir.”

İz: Şantiyeye detay bırakmayın, kolaya ve ucuza kaçılabilir

Oturumun son konuşmacısı Selçuk İz ise, tasarımın binaya dönüştürülmesi sürecinde, proje ve uygulama safhalarına hakim bir mühendis olarak, saha ekibinin mimarlara ilişkin düşüncelerini aktardı. İnşaat mühendisliğinin mimarlıktan biraz daha fazla cezai sorumluluğu olan bir dal olduğuna dikkat çeken İz, “Mimarlar olmazsa iyi bina yapamayız. Direncimiz bu cezai sorumluluktan kaynaklanıyor.” dedi. Detayları kötü olan bir projenin şantiyede çözülemeyeceğini belirten İz, “Detayları iyi çözülmüş, şantiyede yoruma açık olmayan, mimari detayları ve statik taşıyıcı sistemi kurgulanmış bir projeyi daha hızlı yapıyoruz. Şantiyeye detay bırakmamak lazım. Bizi şantiyede karar vermeye zorlamayın, kolaya ve ucuza kaçılabilir.” diye konuştu.

Oturumun başkanı Hasan Çalışlar ikinci bölümde, konuşmacılardan mimarların nasıl paydaşlar olduğunu değerlendirmelerini istedi ve onlara iletmek istedikleri mesajları sordu. Panelistlerin yanıtları şöyle:

İz: Kavgalarımız işin iyi olması için 
Çok iyi bir ustam vardı. Bir ay uğraştığımız işi çöpe atmak zorunda kaldığımızda “en iyi mimar, ölü mimar” derdi. Şimdi teknoloji geliştiği için revizyonları daha hızlı yapabiliyoruz. Aslında mimarlarla aramızda bir sorun yok, bizim kavgalarımız işin iyi olması için. Taviz vermeyen mimar da var, ikna ettiğimiz de. Mimarları paydaşımız olarak görüyorum. Ana işverenimiz onlar, o yüzden iyi anlaşmamız lazım.

Çelik: Mimar ve mühendis öğrenciyken birlikte çalışmayı öğrenmeli
Mimarlardan anlaşılmayı, revizyonsuz proje ve bilgi bekliyoruz. Aynı dili konuşmayınca kopukluk da beraberinde geliyor. Mimarın öğrencilikten itibaren mühendisle çalışmayı öğrenmesi lazım. Öğrenciler bu iş bölümünün farkında olmalı ve her şeyi sormalı. Çok gezmeli ve ziyaret ettikleri yapıları sadece mimari değil, yapısal özellikleriyle de incelemeliler. Merak olmayınca hiçbir şey olmuyor.

Tımbır: Sahici bir diyalog kurduğunuzda sizi dinlemeyecek mimar yok
Mimarlarla iletişim kurabilmeniz için olayın içine girebilmeniz ve onunla sahici bir diyalog kurabilmeniz lazım. Bunu yaptığınızda sizi dinlemeyecek mimar yok. İyi bir proje ortaklığı için mimarın tasarım aşamasında yapı mühendisinin fikrini alması lazım. Her türlü münakaşa iş bittikten sonra unutuluyor ama kötü sonuç sonraya yansıyor. İyi bir yapı mühendisinin gelişebilmesi biraz da arz-talep meselesi. Mimar bunu talep etmezse arz da oluşamaz. Birkaç cengaver kendi başına çalışmaya devam eder.

Oturumda son olarak söz alan Yaşar Yılmaz, salondaki mimarlara ve mühendislere seslenerek, Türkiye’de kent yönetimine ilişkin şu eleştiride bulundu:

Yılmaz: Türkiye’de asıl facianın farkında değiliz
İmar müdürlüğünün belediyeden ayrılıp özerkleştirilmesi gerektiğine değinen Yaşar Yılmaz, bu önerisini Fransa’nın Besançon kentinden bir anekdotla destekledi. Besançon gezisinde kendilerine 80 yaşlarında bir hanımın rehberlik ettiğini söyleyen Yılmaz, kentin ortaçağdaki gravürleri ile güncel fotoğrafların aynı olduğunu görünce Fransız hanıma belediye başkanlarının ne kadar duyarlı olduğunu söylüyor. Ev sahibinin kendilerine cevabı ise, “Biz o kadar cahil birine böyle bir yetkiyi veremeyiz” şeklinde oluyor. İstanbul’da 30 yılda bir her şeyin değiştiğini çünkü kararları belediyenin aldığını söyleyen Yılmaz, Besançon’da ise karar alma yetkisinin o kentte doğmuş ve 70 yaşını aşmış 19 kişilik bir heyet tarafından oybirliğiyle alındığını belirtti. Şehir plancıları ve farklı komisyonlarla birlikte çalışan bu heyet, son karar mercii olarak önemli bir pozisyona sahip. Belediye ise sadece temizlik ve altyapı gibi işlerden sorumlu. Yılmaz sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de asıl facianın farkında değiliz. İmar kararlarını belediye aldığı için feci bir rant dönüyor. Bu, hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir sorun.”

 

 

yapi.com.tr

Hakkında admin

Ayrıca Kontrol Et

Hasankeyf’te 11 Bin 500 Yıllık Yerleşim Yeri Bulundu

Ilısu Barajı HES Projesi Kültürel Varlıkları Koruma Kurtarma çalışmaları kapsamında Hasankeyf Höyük’teki kazıda 11 bin …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir